<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Pc-MD &#124; Pc Medicine &#187; Yararli Bilgiler</title>
	<atom:link href="http://www.pc-md.com/kategori/genel/yararli-bilgiler/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.pc-md.com</link>
	<description>Bilgisayar ve teknoloji üzerine</description>
	<lastBuildDate>Mon, 01 Mar 2010 09:43:29 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Termonükleer Enerji</title>
		<link>http://www.pc-md.com/termonukleer-enerji</link>
		<comments>http://www.pc-md.com/termonukleer-enerji#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 23 Jan 2010 10:59:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yararli Bilgiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.pc-md.com/termonukleer-enerji</guid>
		<description><![CDATA[Termo Nükleer Enerji
Mevcut  fosil yakıtlarının (petrol,  kömür vs.) önümüzdeki 30-40 yıl içinde tükeneceği beklentisinden hareket edilerek, geleceğin  enerji gereksinmesinin yarısına yakın bir kısmının nükleer enerji ile karşılanması umulmaktadır. Nükleer  enerjinin ort Aya çıkarılması iki temel sürece dayanır. Bunlardan birincisi, günümüzdeki reaktörlerin kullandığı fisyon sürecidir.
Bu sürecin yakıtları uranyum,  toryum gibi ender [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p></p><p><strong>Termo Nükleer Enerji</strong><br />
Mevcut  fosil yakıtlarının (petrol,  kömür vs.) önümüzdeki 30-40 yıl içinde tükeneceği beklentisinden hareket edilerek, geleceğin  enerji gereksinmesinin yarısına yakın bir kısmının nükleer enerji ile karşılanması umulmaktadır. Nükleer  enerjinin ort Aya çıkarılması iki temel sürece dayanır. Bunlardan birincisi, günümüzdeki reaktörlerin kullandığı fisyon sürecidir.<br />
Bu sürecin yakıtları uranyum,  toryum gibi ender bulunan elemanlar olup, mevcut teknik olanaklarda bir gelişme olmadığı takdirde elde edilebilen miktarın bu gereksinmeyi ancak bir asır mertebesinde bir süre için karşılaması beklenebilir. Zararlı artıkları da  Göz önüne alınınca,  bilim adamlarının çabaları ikinci süreç olan  füzyon, ya da başka bir deyişle, termonükleer enerji üzerinde yoğunlaşm aya başlamıştır.<br />
Termonükleer Enerjinin ilkeleri<br />
Bu enerjinin dayandığı nükleer süreçler şu şekilde gösterilebilir:<br />
D + D =<br />
(T + 1.01 MeV) + (p + 3.03 MeV)<br />
(He3 + 0.82 MeV) + (n + 2.45 MeV)<br />
D + He3 =<br />
(He4 + 3.67 MeV) + (p + 14.67 MeV)<br />
D + T =<br />
(He4 + 3.52 MeV) + (n + 14.06 MeV)<br />
Bu denklemlerin anlamı şöyle açıklanabilir: Deuterium (D) ve tritium (T),  Hidrojen elema-nının izotoplarıdır. iki deuterium çekirdeği birleştirliebilirse ya 1.01 Mega- elektron volt enerjisinde bir tritium çekirdeği ile 3.03 Mega-elektronvolt enerjisinde bir  Proton, ya da 0.82 Mega-elektronvoltluk bir  Helyum çekirdeği ile 2.45 Mega-elektronvoltluk bir  nötron oluşur. Diğer iki  denklem de buna benzer biçimde açıklanabilir. Bu denklemlerden görüleceği üzere, 3 deuterium çekirdeğiyle yola çıkılırsa, sonunda bir helyum çekirdeği (alfa taneciği bir nötron, bir  Proton ve toplam olarak 21.61 Mega-elektronvotluk enerji elde edilir. Bu enerji ise, 9.62×10-19 kw- saat olarak ifade edilebilir. Bir gram deuterium’da 3×1023 çekirdek bulunduğuna ve her 3 çekirdek bu kadar enerji verebileceğine göre, 1 gram deuterium yaklaşık olarak 100 Megavat saat enerji üretebilecek demektir, deuterium izotopunun doğal hidrojen içinde % 0.02 oranında bulunduğu anımsanırsa, 1 gram deuterium’un 50  litre  sudan elde edilebileceği görülür. Dolayısıyla, okyanuslardaki  suyun  Dünyanın enerji gereksinmesini 70 milyar sene boyunca karşılayabileceği görülür. Yukarıdaki denklemlerle gösterilen tüm reaksiyonların son ürünü. enerjinin yanı sıra. alfa, nötron ve proton tanecikleri olup, bu tanecikler kolaylıkla soğurulablleceklerinden herhangi bir uzun ömürlü, zararlı, radyoaktif artık da oluşturmazlar.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.pc-md.com/termonukleer-enerji/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yakıt Hücreleri</title>
		<link>http://www.pc-md.com/yakit-hucreleri</link>
		<comments>http://www.pc-md.com/yakit-hucreleri#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 23 Jan 2010 10:59:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yararli Bilgiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.pc-md.com/yakit-hucreleri</guid>
		<description><![CDATA[ Yakıt Hücreleri
Yakıt hücresi, elektro kimyasal bir  enerji dönüşüm aletidir. Dışarıdan sağlanan yakıt (anot tarafı) ve oksitleyici ( katot tarafı) ile  Elektrik üretir. Bunlar bir elektrolit ortamı içerisinde reaksiyona girerler. Genellikle, reaksiyona girecek olanlar  hücreye giriş yaparlarken, reaksiyon ürünleri  hücreyi terkeder, elektrolit ise hücrede kalır. Yakıt  hücreleri, gerekli akış sağlandığı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p></p><p><strong> Yakıt Hücreleri</strong><br />
Yakıt hücresi, elektro kimyasal bir  enerji dönüşüm aletidir. Dışarıdan sağlanan yakıt (anot tarafı) ve oksitleyici ( katot tarafı) ile  Elektrik üretir. Bunlar bir elektrolit ortamı içerisinde reaksiyona girerler. Genellikle, reaksiyona girecek olanlar  hücreye giriş yaparlarken, reaksiyon ürünleri  hücreyi terkeder, elektrolit ise hücrede kalır. Yakıt  hücreleri, gerekli akış sağlandığı sürece sonsuza dek çalışabilirler.<br />
Yakıt hücrelerinde, reaksiyona girecek olan maddeler sürekli olarak tüketilmesine karşın, pillerde kapalı bir  Sistem içinde  elektrik  enerjisi kimyasal olarak depo edilmiş haldedir. Ayrıca, pildeki elektrotlar reaksiyona girmelerine ve pil dolup boşaldıkça değişmelerine karşın, yakıt hücrelerinin elektrotları katalitik olup nisbeten kararlıdırlar.<br />
Pek çok yakıt oksitleyici kombinasyonu mümkündür. Örneğin  Hidrojen hücresi, yakıt olarak hidrojen ve oksitleyici olarak  Oksijen kullanır. Diğer  yakıtlar arasında hidrokarbonlar ve alkoller sayılabilir. Hava, klor , ve klor dioksit oksitleyici olarak kullanılabilir.[1]<br />
Yakıt  hücresi tasarımı<br />
Yakıt hücresinin çalışma prensibi, kataliz temeline dayanır; reaksiyona giren yakıtın  elektron ve protonları ayrılır,  elektronlar bir  Elektronik devre üzerinden akm Aya zorlanır ve böylece elektrik akımı üretilmiş olunur. Bir diğer katalitik prosesle de, geri toplanan  elektronların protonlarla ve oksitleyici ile birleşerek atık ürünlerin (örneğin;  su,  karbon dioksit) oluşması sağlanır.<br />
Hidrojen–Oksijen ( Proton değişim membranlı yakıt hücresi, PDMYH) tasarımı örneğinde, proton ileten bir  polimer membran (elektrolit), anot ve katotu birbirinden ayırır. Proton değişim mekanizmasının tam anlaşılamadığı 1970&#8242;lerde bu  hücre, &#8220;katı polimer elektrolitli yakıt hücresi&#8221; olarak adlandırılmaktaydı.<br />
Anot tarafında,  Hidrojen, anot katalizöre yayınarak proton ve  elektronlara ayrışır.  protonlar membran üzerinden katoda  Doğru ilerlerken, elektronlar da, membranın elektriksel olarak yalıtkan olması nedeniyle harici bir devre üzerinden akar ve elektrik akımı oluştururlar. Oksijen molekülleri katot katalizör üzerinde elektron ve protonlarla reaksiyona girerek  su (bu örnekteki tek atık ürün) oluşturur.<br />
Bu saf hidrojen tipi yakıt hücrelerine ilaveten,  dizel, metanol ve kimyasal hidrürler gibi hidrokarbon yakıtlar da mevcuttur. Bu tip yakıt hücrelerinin atıkları karbon dioksit ve sudur.<br />
Yakıt hücrelerinde çok çeşitli malzemeler kullanılır. Elektrot–bipolar plakalar genellikle  metal ( nikel veya karbon nano tüpler) olup daha yüksek verim eldesi için  platin, nano demir tozu veya paladyum gibi bir katalizörle kaplanmıştır. Karbon  kağıt bunları  seramik veya suni membrandan yapılmış elektrolitten ayırır.<br />
Tipik bir PDMYH 0,6 ila 0,7 V arasında voltaj üretebilir. Değişik faktörler nedeniyle akım arttıkça voltaj azalır:<br />
Aktivasyon kayıpları<br />
 hücre bileşenleri ve iç bağlantıların direnci nedeniyle voltaj düşüşü Kütle taşınım kayıpları (reaksiyona giren bileşenlerin katalizör yüzeyinde azalması nedeniyle voltaj düşüşü) istenen miktarda enerji eldesi için, yakıt  hücreleri seri veya paralel devreler halinde bağlanabilir. Seri devreler daha yüksek voltaj, paralel devreler daha yüksek akım çekilmesine olanak verir. Bu tür yapılar &#8220;yakıt hücresi yığını&#8221; olarak adlandırılır. Ayrıca, her hücreden daha güçlü akım çekebilmek için hücre yüzey alanı da arttırılabilir.<br />
Tasarımda ö nemli faktörler<br />
Maliyet. 2002 yılında  hücrelerin katalizör içeriği, bir kilowatt elektrik üretimi başına 1000 dolar idi. Hedef, içten yanmalı motorların kullanıldığı mevcut teknolojilerle rekabet edebilmek için bu maliyeti azaltmaktır. Pek çok  şirket, hücrede kullanılan  platin miktarını azaltmak da dahil olmak üzere maliyetleri düşürmenin yolunu bulm aya çalışmaktadır. Ballard Power Systems şirketi, karbonla takviye edilmiş katalizör kullanarak (performansta bir düşüş olmaksızın) platin kullanımında %30 a varan azalma (1 mg/cm2 ilâ 0.7 mg/cm2) sağlamıştır.[3]<br />
Proton Değişim Membranın (PDM) üretim maliyeti. Nafion® membranın günümüz fiyatı 400 avro/m2 dir. Bu membran bir hidrokarbon polimer olan ITM Power membranı ile değiştirilerek fiyat yaklaşık 4 avro/m2 ye getirilebilir. 2005 yılında, Ballard Power Systems şirketi, yakıt hücrelerinde DSM şirketince patenti alınan Solupor® (poröz  polietilen film membran) kullanacağını duyurmuştur.<br />
PDMYH&#8217;nde su yönetimi. Bu tür yakıt hücrelerinde, membranın sürekli ıslak kalabilmesi için, buharlaşan su miktarı, üretilen su miktarına eşit olmalıdır. Eğer su fazla buharlaşırsa membran kurur, direnci artar ve nihayet çatlar ve bu da gaz kaçaklarına yol açar. Bu çatlaklarda oksijen ve hidrojen doğrudan birleşerek ısı açığa çıkarır ki bu da hücreye  zarar verir. Eğer su çok yavaş buharlaşırsa, bu kez de elektrotlar fazla su ile boğulur, reaksiyona giren maddeler katalizöre ulaşamazlar ve reaksiyon durur. Yakıt hücresi  şirketleri ve akademisyenler su yönetimine ilişkin metotlar geliştirme çabasındadırlar.[5].<br />
Akış kontrolü. Yanmalı motorlarda olduğu gibi, reaksiyona giren  madde ile oksijen arasındaki oranın kararlı olması, yakıt hücresinin verimli çalışması için zorunludur.<br />
 sıcaklık yönetimi.  hücrenin  termal olarak aşırı yüklenme sonucu tahrip olmasını önlemek için, hücre içindeki sıcaklık dağılımı aynı olmalıdır. H2 + O2 &#8594; H2O reaksiyonu, ekzotermik bir reaksiyon olduğundan bu husus özellikle önemlidir.<br />
Dayanıklılık, servis ömrü, ve bazı tür hücrelerin  özel gereksinimleri. Sabit tip  hücreler, -35°C ile 40°C sıcaklık aralığında genellikle 40.000 saatten fazla güvenilir şekilde çalışabilmeli,  otomotiv uygulamalarında ise, aşırı sıcaklıklarda 5.000 saatlik (150.000 mil) bir ömüre sahip olmalıdır. Motorlar ayrıca -30°C de çalışabilmeli ve yüksek güç/ Hacim oranına (yaklaşık 2,5 kW/litre) sahip olmalıdır.<br />
Anodun karbon monoksite karşı sınırlı toleransı.<br />
Tarihçe<br />
Yakıt hücresinin prensipleri ilk olarak Alman bilimadamı Christian Friedrich Schönbein tarafından 1838 de bulunmuş ve &#8220;Philosophical Magazine&#8221; in Ocak 1839 baskısında yayımlanmıştır.[6] Bu çalışmadan esinlenen Galli bilimadamı William Robert Grove 1843 de, günümüz fosforik asit yakıt hücresinde kullanılanlara benzer malzemeler kullanarak ilk yakıt hücresini geliştirdi. 1955 de, General Electric şirketinde çalışan bir kimyacı olan W. Thomas Grubb, orijinal yakıt hücresi tasarımını, elektrolit olarak sülfonatlaştırılmış polisitiren iyon-değişim membranı kullanarak değiştirdi. Üç yıl sonra bir başka General Electric çalışanı olan Leonard Niedrach,  Hidrojenin okidasyonu ve  Oksijenin edüksiyonu için katalizör görevi gören, membran üzerine platin kaplama metodunu geliştirdi. Bu hücre daha sonraları &#8216;Grubb-Niedrach yakıt hücresi&#8217; olarak bilinecekti. General Electric bu  Teknolojiyi NASA ile birlikte daha da geliştirdi ve Gemini  uzay projesinde ilk ticari yakıt hücresi kullanıldı.<br />
1959 da ingiliz mühendis Francis Thomas Bacon 5 kW lık durağan bir yakıt hücresi geliştirdi. Aynı yıl, Harry Ihrig liderliğindeki araştırmacılar 15 kW lık bir yakıt hücresi yaptılar. Bu sistem elektrolit olarak  potasyum hidroksit, reaksiyona giren maddeler olarak da sıkıştırılmış hidrojen ve oksijen kullanıyordu. 1959&#8242;un sonlarına  doğru Bacon ve arkadaşları bir kaynak makinasını çalıştırabilen 5 kW lık bir yakıt hücresi yaptılar. 1960&#8242;larda Bacon&#8217;ın patentleri ABD&#8217;nin uzay araştırmaları programında elektrik ve içme  suyu sağlamada kullanıldı. Uzay aracının tanklarında hidrojen ve oksijen bol miktarda bulunduğu için yakıt bulma sıkıntısı söz konusu değildi.<br />
UTC Power şirketi,  hastane, üniversite, büyük işyerleri için sabit yakıt hücresi sistemleri üreten ilk  şirket oldu. Günümüzde de 200 kW lık PureCell 200 sistemi bu şirket tarafından satılmaktadır.[7] UTC Power, NASA&#8217;ya uzay araçlarında (Apollo ve uzay mekiği programları) kullanılmak üzere yakıt hücresi sağlayan tek şirket olup otomobil ve otobüslerde kullanılabilen yakıt hücreleri de geliştirmektedir. UTC Power,  donma koşullarında dahi çalışabilen proton değişim membranlı ilk otomotiv yakıt hücresinin tanıtımını yapmıştır.<br />
Yakıt hücresi verimliliği<br />
Bir yakıtın verimliliği, o yakıttan ne kadar güç elde edildiğine bağlıdır. Daha çok güç eldesi demek, daha fazla akım çekmek  anlamına gelir ki bu da aslında o yakıt hücresindeki kayıpları arttırır. Genel kural; &#8220;ne kadar fazla güç (akım) çekilirse, verim o kadar düşer&#8221; şeklindedir. Kayıplar genellikle hücrede voltaj düşüşü şeklinde kendini gösterir. Dolayısıyla, hücrenin verimi, voltajıyla orantılıdır. Bu nedenle, yakıt hücrelerinin polarizasyon eğrileri (akım-potansiyel diyagramları) hücre hakkında önemli bir göstergedir. 0,7 V ile çalışan bir hücrenin verimi yaklaşık %50 dir. Bu, hidrojenin enerji içeriğinin %50 si elektrik enerjisine dönüştürülebiliyor, geri kalan %50 de ısıya dönüşüyor demektir. Yakıt hücresi tasarımına göre, bir miktar yakıt reaksiyona girmeden de hücreyi terkediyor olabilir, ki bu da ilâve kayıplar demektir.<br />
Standart şartlarda çalışan ve herhangi bir yakıt kaçağı olmayan bir yakıt ücresinde verim, reaksiyonun entalpisi esasına dayanmak üzere, hücre voltajının 1,48 ile bölünmesi yoluyla hesaplanabilir. Aynı hücre için, termodinamiğin ikinci kanununa dayanan verim gereği, voltaj 1,23 ile bölünebilir. (Bu voltaj, kullanılan yakıt ve hücrenin kalitesi ve sıcaklığı ile değişebilir). Bu rakamlar arasındaki fark, reaksiyonun entalpisi ile Gibbs serbest enerjisi arasındaki farktır. Bu fark her  zaman ısı olarak ve bir miktar da elektriksel dönüşüm veriminde kayıplar olarak ortaya çıkar.[2]<br />
Uygulamada<br />
Yakıt olarak oksijen yerine  hava kullanıldığında,  havanın sıkıştırılması ve  Nem eklemesi gibi, verimi düşüren ilave kayıplar da olacaktır. Öte yandan yakıt hücreleri, aşırı yüklenmelerde daha düşük verimle çalışırlar.<br />
Yakıt hücresi ile çalışan bir taşıtın, yakıt tankından tekerleğe kadar olan verimi, düşük yüklenmelerde yaklaşık %45, ortalama %36 dır.[8].  dizel taşıtlar için karşılaştırılabilir değer %22 dir.<br />
Üretim, taşınım ve depolamanın da hesaplamalara dahil edilmesi gerekir. Sıkıştırılmış  Hidrojenle çalışan yakıt hücreli taşıtların, güç santralinden tekerleğe kadar olan verimi %22, eğer hidrojen sıvı-hidrojen olarak depolanmış ise %17 dir.[9]<br />
Yakıt hücreleri, pillerdeki gibi enerji depolayamazlar. Fakat,  Güneş veya  rüzgar enerjisi gibi kesiksiz kaynaklardan beslenen güç tesislerinde,  elektroliz ve depolama sistemleri ile birleştirilerek enerji depolama sistemi oluştururlar. Bu tür tesislerin, &#8220;gidiş-dönüş verim&#8221; olarak adlandırılan toplam verimleri ( elektrikten hidrojene ve tekrar elektriğe), şartlara bağlı olarak  %30 ile 50 arasındadır.[10] Kurşunlu-asit  pili çok daha ucuza %90 a yakın verimle çalışmasına rağmen, elektroliz/yakıt hücresi sistemi sonsuz miktarda hidrojen depolayabilir ve bu nedenle uzun süreli depolama için daha uygundur.<br />
Katı oksitli yakıt hücreleri, oksijen ve hidrojenin yeniden birleşiminden egzotermik ısı üretirler. Seramik yaklaşık 800°C a kadar ısınabilir. Bu ısı yakalanabilir ve su ısıtmada kullanılabilir. Bu durumda toplam verim %80-90 lara çıkar.<br />
Yakıt hücresi uygulamaları<br />
Yakıt hücrelerinden; uzay aracı, meteoroloij istasyonu, büyük parklar, kırsal alanlar, ve bazı  askeri uygulamalar gibi yerleşim alanlarından uzak bölgelerde, çok kullanışlı güç kaynağı olarak yararlanılabilir. Hidrojenle çalışan bir yakıt hücresi az yer kaplar, hafif ve hareket eden parçası da olmadığı ve  yanma da içermediği için ideal şartlarda %99,9999 güvenilirliğe ulaşılabilir. Bu da, 6  yıllık bir çalışma süresi içinde bir dakikadan daha az bir bozuk kalma süresine karşı gelir.<br />
Yeni bir uygulama &#8220;Mikro Birleşik Isı ve Enerji&#8221; sistemi olup  evler, ofisler ve fabrikalar için uygundur. Bu tür bir sistem, sürekli elektrik enerjisi üretir ve hatta ürettiği  enerjinin fazlasını, tüketilmediği zamanlarda elektrik şebekesine satabilir, ve atık ısıdan sıcak hava ve sıcak su üretebilir. Enerjinin elektriğe dönüştürülemeyen kısmından ısı olarak yararlanılması nedeniyle düşük yakıt-elektrik dönüşümüne (%15-20) katlanılabilir. Isının bir kısmı egsozt gazlarıyla kaybedildiğinden verim %80 civarındadır. Fosforik asit yakıt hücreleri, &#8220;birleşik ısı ve enerji&#8221; ürünleri içinde en büyük p ayı oluşturur ve %80 e yakın verimle (%45-50 elektrik + ısı enerjisi) çalışırlar. Ergimiş  karbonat yakıt hücreleri de bu tür uygulamalarda yer almaktadır.<br />
Öte yandan, elektroliz sistemleri, kendileri yakıt depolamayıp harici depolama ünitelerine dayalı olarak çalıştıkları için, kırsal alanlar örneğindeki gibi büyük ölçekli enerji depolama sistemlerinde kullanılabilirler. Bu durumda,  pillerin depolama ihtiyacını karşılamak için çok büyük boyutlarda olmaları gerekirken, yakıt hücreleri sadece büyük depolama ünitelerine ihtiyaç duyarlar.<br />
Bu tür bir pilot program Washington eyaletindeki Stuart Island&#8217;da faaliyettedir[12]: solar paneller hidrojen üreten elektroliz sistemini çalıştırmakta, hidrojen 500 galonluk tanklarda 200 psi da depolanmakta ve ReliOn yakıt hücrelerini çalıştırarak, şebekeye dahil olmayan yerleşim bölgesinin elektrik ihtiyacını karşılamaktadır.<br />
 Dünyanın ilk yakıt hücresi ile çalışan ve onaylı yolcu  gemisi &#8220;HYDRA&#8221; dır. 6,5 kW güce sahip AYH tipi bir yakıt hücresi ile çalışan bu  gemi Hamburg&#8217;ta inşa edilmiş ve bugüne dek büyük bir teknik  Problem yaşamaksızın yaklaşık 2,000 yolcu taşımıştır. AYH teknolojisinin avantajları arasında,  sistemin -10°C da dahi çalışabilmesi ve  tuzlu ortama da Yanıklı olması sayılabilir.<br />
Önerilen uygulamalar<br />
Ana yük güç tesislerinde,<br />
Elektrikli ve hibrid (melez) araçlarda,<br />
Yedek güç olarak,<br />
Şebeke dışı güç kaynağı olarak,<br />
Laptop bilgisayarlarda (haftalar boyunca AC şarjının yapılamayacağı durumlarda),<br />
Küçük  elektronik cihazlar için portatif şarj istasyonu olarak.<br />
Hidrojen taşınımı ve yakıt ikmali<br />
Halka açık ilk hidrojen istasyonu, nisan 2003&#8242;de Reykjavik-izlanda&#8217;da hizmete girmiştir. istasyon, Reykjavik otobüs ağındaki, DaimlerChrysler tarafından üretilen üç otobüse hizmet vermekte olup Norsk Hydro şirketince üretilen bir elektroliz ünitesi ile kendi hidrojenini üretmektdir. Olası bir hidrojen kaçağının rahatça atmosfere karışabilmesi için istasyonun tavanı bulunmamaktadır.<br />
Otomotiv endüstrisinin ilk hidrojen yakıt hücresiyle çalışan otomobil üretme teşebbüsü &#8220;GM 1966 Electrovan&#8221; dir. Bu araç, normal bir Van taşıtın iki katı ağırlığında olup 70 mil/ saat hıza erişebilmektedir.[13][14]<br />
Bir ingiliz şirketi olan Intelligent Energy, hidrojenle çalışan ilk motosikleti üretmiştir. Motosiklet, dört saat yolculuk için yeterli hidrojeni taşımakta, 100 mil seyahat edebilmekte ve 50 mil/saat hıza erişebilmektedir.[15] Honda da yakıt hücreli motosiklet üreteceğini duyurmuştur.<br />
Yakıt hücresi  teknolojisine dayanan araba ve otobüs üretimine ilişkin pek çok sayıda araştırmalar ve prototip üretimleri sürmektedir. Honda, hidrojenli aracını 2008&#8242;de piyasaya süreceğini duyurmuştur.[18] Type 212 denizaltısı, yüzeye çıkmak zorunda kalmadan deniz  altında kalabilmek için yakıt hücresi kullanır.<br />
Avrupa&#8217;daki Boeing araştırmacılarının ve endüstriyel ortaklarının gerçekleştirmeyi tasarladıkları, insanlı ve sadece yakıt hücresi ve hafif pillerle çalışan  uçak projesi geçenlerde tamamlandı ve test aşamasına geçildi.  uçak, PDMYH / lityum-iyon pili hibrid sistemi ile çalışan bir  motor ve bu  motorun çevirdiği klasik bir pervaneye sahip.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.pc-md.com/yakit-hucreleri/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yakıt Pilleri</title>
		<link>http://www.pc-md.com/yakit-pilleri</link>
		<comments>http://www.pc-md.com/yakit-pilleri#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 23 Jan 2010 10:00:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yararli Bilgiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.pc-md.com/yakit-pilleri</guid>
		<description><![CDATA[ Yakıt Pilleri
 enerji çağında kaçınılmaz olan teknoloji: Yakıt Pilleri Yakıt pilleri  benzin ve diğer  fosil yakıtları ile üretilen  enerjiye göre daha temiz ve daha verimli alternatif enerji üretim teknolojisi sunarak yakın gelecekte  Dünyanın ve ulusların enerji ekonomilerinin bu yönde gelişeceğini gösteriyor. Yakıt pilleri benzin ve diğer fosil yakıtları ile üretilen [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p></p><p><strong> Yakıt Pilleri</strong><br />
 enerji çağında kaçınılmaz olan teknoloji: Yakıt Pilleri Yakıt pilleri  benzin ve diğer  fosil yakıtları ile üretilen  enerjiye göre daha temiz ve daha verimli alternatif enerji üretim teknolojisi sunarak yakın gelecekte  Dünyanın ve ulusların enerji ekonomilerinin bu yönde gelişeceğini gösteriyor. Yakıt pilleri benzin ve diğer fosil yakıtları ile üretilen enerjiye göre daha temiz ve daha verimli alternatif enerji üretim teknolojisi sunarak yakın gelecekte dünyanın ve ulusların enerji ekonomilerinin bu yönde gelişeceğini gösteriyor.<br />
Yakıt Pilleri nedir, ne işe yarar? Yakıt pilleri  Hidrojen, hidrojence zengin gaz karışımları veya doğal gaz ile çalışabilen ve bu yakıtlardaki  kimyasal  enerjiyi elektrokimyasal tepkimeler sonucu ( Hidrojen yakıtı havadaki oksijenle tepkimeye girerek)  Elektrik ve suya dönüştürmektedir. Evlerimizde kullandığımız pillerden farklı olarak, yakıt pillerine yakıt (hidrojen, doğalgaz, vb.) beslendiği sürece  elektrik üretebilirsiniz. Küçük bir dizüstü bilgisayarını yakıt  pili ile çalıştırabileceğiniz gibi bir şehrin elektriğini ya da tüm ülkenin elektriğini yakıt pillerinden sağlayabilirsiniz.<br />
Yakıt pilleri arabalardaki içten yanmalı motorların yerini alarak, taşınabilir sistemler (araba, dizüstü bilgisayar, cep telefonları vs.) için elektrik üreterek ya da termik ve  Nükleer  santrallerin yerini alarak yüksek kapasiteli (ev, sanayi ve şehrin elektrik gereksinimi sağlayabilecek kapasitede) elektrik üretebilen ileri teknoloji içerikli cihazlardır. Yüksek saflıkta hidrojen ile ya da hidrojence zengin gaz karışımları yakıt olarak kullanılabilmektedir. Yakıt olarak çok çeşitli seçeneklerinizin olduğu, temiz ve verimli enerji üretebildiğiniz bu sistemler çağımızın hızla gelişmekte olan yeni teknolojisidir.<br />
Yakıt pilleri niye henüz tüm  dünyada kullanılamıyor?<br />
Gelişen yakıt pili  Teknolojileri beraberinde hidrojen ekonomisinin ve altyapısının gelişmesini de zorunlu kılmaktadır. Yakıt pillerinde elektrik üretimi için gerekli olan  Hidrojenin üretimi ve yakıt pillerine beslenirken saklanması ve taşınması hala araştırılmaktadır. Ne yazık ki, günümüzde üretilen hidrojenin büyük bir yüzdesi doğalgazdandır ve yaygın fosil kaynaklı yakıtlarla karşılaştırdığımızda hidrojen gazının elde edilmesi yeterince  Ekonomik değildir. Hidrojeni daha ucuz ve daha verimli elde edebildiğimiz  zaman yakıt pillerinin ticarileşmesindeki engellerden birini kaldırmış olacağız. Tükenecek olan doğalgazdan (doğalgaz kendi başına elektrik üretimi için kullanılabilirken) hidrojen üretimi yerine, yakın gelecekte solar-hidrojen sistemi ( Güneş enerjisinden yararlanarak hidrojen üreten sistemler) dediğimiz çevrim sistemleri gibi temiz enerji sistemleri kullanılacaktır.<br />
Yakıt  pilinde kullanılan parçaların (katalizör,  Proton transferi için gerekli olan zar, gaz dağıtım tabakası, vb.) daha ucuza ve daha verimli üretilmesi konusunda da pek çok çalışmalar yapılmaktadır. Yakıt pillerinin ticarileşmesi için engellerden biri de kullanılan katalizörün  platin ya da platin türevi bir malzeme olmasıdır. Pahalı olan bu katalizörün görevini yapabilecek yeni katalizörler araştırılmaktadır ve aynı zamanda daha az platin kullanarak yüksek verim elde etmek yönünde de çok ö nemli adımlar atılmıştır.<br />
 Türkiye Yakıt Pili üretmelidir<br />
Enerji için her türlü katliamların yaşandığı günümüz dünyasında ulusların bağımsız olarak ayakta kalabilmesi için geliştirdikleri enerji politikaları son derece önemlidir. Türkiye&#8217;de doğalgazdan elektrik üretmek  mantık dışıdır, satın aldığınız doğalgaz ile elektrik üretmek olası bir  Savaş halinde çok ürkütücü sonuçlar doğurabilir. Türkiye&#8217;de  kömür vardır,  rüzgar enerjisi,  Güneş enerjisi, biyokütle  enerjisi vardır ama doğalgaz yoktur. Hidrojen tabanlı elektrik üretimine çok geç olmadan başlamak durumundayız. Yakıt pillerinden elektrik üreten güç santralleri yapılmalı, küçük  şehirler ve evlerimiz yakıt pilleri ile gereken elektriği üretmelidir. Sanayi ve üniversitelerin işbirliği ile bu  Teknolojiyi kullanmak zorundayız.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.pc-md.com/yakit-pilleri/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Güneş ve Hidrojen Sistemi</title>
		<link>http://www.pc-md.com/gunes-ve-hidrojen-sistemi</link>
		<comments>http://www.pc-md.com/gunes-ve-hidrojen-sistemi#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 23 Jan 2010 10:00:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yararli Bilgiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.pc-md.com/gunes-ve-hidrojen-sistemi</guid>
		<description><![CDATA[ Güneş ve  Hidrojen Sistemi
Yenilenebilir  enerji kaynaklarının en ö nemli özelliği çevreye emisyon yaymamalarıdır.Bu çalışmada şimdiye kadar incelenen tüm sistemler içerisinde güneş-hidrojen sistemi bunu en iyi sağlayan sistemdir.Yenilenebilir enerji kaynaklarının çok yakın gelecekte tüm  Dünyanın enerji ihtiyacının büyük bir kısmını sağlayacağı hemen hemen belli olmuşken bu kaynaklar arasında güneş-hidrojen hibrit sistemi şu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p></p><p><strong> Güneş ve  Hidrojen Sistemi</strong><br />
Yenilenebilir  enerji kaynaklarının en ö nemli özelliği çevreye emisyon yaymamalarıdır.Bu çalışmada şimdiye kadar incelenen tüm sistemler içerisinde güneş-hidrojen sistemi bunu en iyi sağlayan sistemdir.Yenilenebilir enerji kaynaklarının çok yakın gelecekte tüm  Dünyanın enerji ihtiyacının büyük bir kısmını sağlayacağı hemen hemen belli olmuşken bu kaynaklar arasında güneş-hidrojen hibrit sistemi şu ana kadar yapılan çalışmalarda en verimli  Sistem olarak göze çarpmaktadır.<br />
Bu çalışmada şu ana kadar anlatılan hemen hemen tüm sistemler güneş-hidrojen hibrit enerji sisteminin bir parçasıdır.ilk kısımda özellikle  Güneş enerjisinden  Elektrik üretimi bölümünde fotovoltaik paneller ve bunlara bağlı ekipmanlar ayrıntılı bir şekilde açıklanmıştır. Daha önce de belirtildiği gibi fotovoltaik panellerin verimlerini yükseltmek ile ilgili her gün daha da cesaretlendirici çalışmalar yapılmaktadır.Çok kısa bir süreç içerisinde panellerin verimlerinin hızla artması ve buna paralel olarak fiyatlarının da hızlı bir şekilde düşmesi beklenmektedir.Şu an için hidrojen üretim sistemleri içinde en uygunu doğalgazdan buhar eldesi ile olan yoldur ve 6$/GJ üretim maliyeti vardır.Ancak yakın  zaman içinde doğal gazın biteceği ayrıca bu çeşit bir sistemde çıkan emisyon oranlarının yüksekliği düşünülecek olursa maliyet düşüklüğüne rağmen çok da verimli bir yöntem olmadığı görülecektir.<br />
Aşağıdaki şekilde basit bir güneş-hidrojen sisteminin içerdiği elemanlar yer almaktadır. Çoğu daha önceki bölümlerde anlatılan elemanlar burada bir bütün halinde verilecektir.<br />
Yukarıdaki şekilde görüldüğü gibi fotovoltaik panelden elde edilen DC güç,elektrolizörün enerji ihtiyacını karşılar.Elektrolizör içindeki  su, güneş panelinden alınan enerji vasıtasıyla hidrojen ve oksijene ayrılır.Daha sonra elde edilen hidrojen bir tüpte toplanarak  Yakıt hücresine verilir.Daha önce de anlatıldığı gibi yakıt hücresine anot kısmından giren hidrojen,ortam havasından yada yine  elektroliz vasıtasıyla elde edilmiş olan  Oksijenin depolandığı tüpten elde edilen  Oksijen ile birleşerek bir DC güç meydana getirir.Bu enerji ise gerek DC güç ile çalışan herhangi bir alette direk olarak kullanılabildiği gibi inverterler vasıtasıyla AC güce çevrilip evin veya herhangi bir ortamın tüm enerji ihtiyacını karşılayabilir.<br />
Güneş-hidrojen enerji sistemlerinin en güzel yanlarından biri de portatif olabilme özelliğine sahip olmalarıdır.Görüldüğü gibi tüm malzemeler taşınabilir özelliğe sahiptir ve kurulum için çok büyük alan ihtiyaçları yoktur.Herhangi bir aracın üstüne yerleştirilen fotovoltaik paneller vasıtasıyla hidrojen elde edilip örneğin PEM tipi bir yakıt hücresinde bu değerlendirilebilir.Bu sistem güneşin ve  suyun sağlanabildiği her yerde işlevini sürdürecektir.Bu iki kaynağın da sonsuz kaynaklar olarak öngörüldüğünü  Göz önüne alırsak güneş-hidrojen sisteminin nasıl bir enerji kaynağı olduğunu daha iyi kavrayabiliriz.Oysa ki hemen diğer tüm sistemler mutlaka enerjilerini başka bir yakıt vasıtasıyla karşılarlar ve bu yakıt bittiği zaman çalışamaz duruma gelirler.Güneş-hidrojen sisteminde ise güneşli saatlerde güneş panelleri tarafından üretilen  elektrik hem gerekli olan  enerjiyi karşılar hem de yakıt hücresini beslerken güneş alınamayan  saatler için de hidrojen tankını doldurur ve bu durumda sistem kesintisiz bir güç kaynağı olarak çalışır.Bu sisteme takviye edilecek akü grubu ile de uzun süren güneşsizlik durumlarında daha önceden PV paneller tarafından doldurulmuş olan akü grubu devreye girerek sistemi çalışmasını devam ettirir.<br />
ilk kurulum maliyetleri benzerlerine göre oldukça yüksek olsa da hareketli parç Aya sahip olmamaları,hemen hemen hiç bakım gerektirmemeleri ve uzun işletim ömürleri ile güneş-hidrojen sistemleri kendilerini birkaç sene içerisinde amortize ederler.Şu an için özellikle şebekeden bağımsız konutlar ile,çöllerde veya benzer yerlerde kurulan hastaneler,okullar gibi taşınabilir gereklilik arz eden yerlerde kullanımları oldukça mümkündür.Bu gibi yerlere şebeke bağlantısı götürmek şu anki fiyat koşullarında bile birçok durumda güneş-hidrojen enerji sisteminden pahalıya gelmektedir.Bir sonraki çalışmada Edirne ili sınırlarında şebekeden bağımsız bir çiftlik evinin bu koşullar  altında analizi yapılacaktır.Şebeke durumuyla maliyetler karşılaştırılacak ve emisyon oranları ile birlikte ayrıntılı bir maliyet analizi yapılacaktır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.pc-md.com/gunes-ve-hidrojen-sistemi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Pusulanın Esasları</title>
		<link>http://www.pc-md.com/pusulanin-esaslari</link>
		<comments>http://www.pc-md.com/pusulanin-esaslari#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 23 Jan 2010 10:00:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yararli Bilgiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.pc-md.com/pusulanin-esaslari</guid>
		<description><![CDATA[ pusulanın Esasları
Manyetik  pusula  icat edildiğinden beri esasta değişmediği için ilginç aletlerden biridir. Tabi ki geliştirilmiştir, daha da Yanıklı ve kesin hale getirilmiştir; ne var ki temel konsept, yüzlerce yıl önce olduğu gibi duruyor. Pusulanın ilk olarak ne  zaman icat edildiğine dair bazı karışıklıklar var.  Çin kültürü kesinlikle icatla şereflendirilebilir, ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p></p><p><strong> pusulanın Esasları</strong><br />
Manyetik  pusula  icat edildiğinden beri esasta değişmediği için ilginç aletlerden biridir. Tabi ki geliştirilmiştir, daha da Yanıklı ve kesin hale getirilmiştir; ne var ki temel konsept, yüzlerce yıl önce olduğu gibi duruyor. Pusulanın ilk olarak ne  zaman icat edildiğine dair bazı karışıklıklar var.  Çin kültürü kesinlikle icatla şereflendirilebilir, ve antik Çin kaynakları 2. yüzyıla kadar manyetik iğneleri referans göstermekte.<br />
Fakat pusulanın ilk tartışmasız varlığı 11. yüzyılda ort Aya çıkmıştır; “Dream Pool Essays” adlı bir kitap, bir iğnenin kuzeyi göstermesi için nasıl magnetize edilip ipek bir ipe nasıl tutturulması gerektiğini ayrıntılı bir şekilde anlatmaktadır. Yolculukta pusuladan faydalanma da hemen peşinden geldi, pusulanın kullanıldığı ilk yolculuk bir 12. yüzyıl çalışması olan “Pingzhou Table Talks” adlı eserde kaydedilmiştir.<br />
Ne sıklıkla olursa olsun, pusulanın son 1000 yılda varlığı inkar edilemez. Ne var ki, o antik Çinli  mucitlerin bizim küçük, cep boyutunda olan pusulalarımızı kendi icatları olarak tanıyacakları şüphelidir. Modern pusulalar genellikle avuç içine sığacak kadar küçüktür. Kuzeyi gösteren manyetik iğneler veya  Sıvı dolu kapsüllerde dönen iğneler kullanırlar. Kapsüldeki sıvının avantajı, iğnenin hareketini bastırmasıdır, sarkaç gibi sallanmasını önleyerek daha çabuk biçimde sabitlenmesini sağlar. Kuzey yönü genellikle fosforlu bo yayla işaretlenir, böylece sönük  ışıkta bile kullanıcı pusul ayı okuyabilir.<br />
Modern pusulalar genellikle ayrı bir manyetik iğneye sahip bir iletki de kullanırlar. Bu tasarımda, manyetik iğneyi kapsayan dönen kapsül yön çizgileriyle ve dışa yönelmiş bir okla uyumludur. Seyahat yönünü gösterici içeren saydam bir baz levha üstüne oturtulur. iletkilere sahip pusulalar doğrudan bir haritadan faydalanmak için kullanılabilir. Mevcut konumu, gidilecek yere bağlayacak şekilde pusulanın kenarı harit aya yerleştirilir. Pusulanın tabanındaki yön çizgileri işaretlenmiş bir boylamla hizalanarak, pusula iğnesini de tamamen ihmal ederek gerçek kuzeyle birlikte döndürülür. Ortaya çıkan harita yolculuk doğrultu su çizgisinden okunarak, hedefe kadar takip edilir.<br />
Bir pusula kullanırken civarda manyetik kuvvet uygulayabilecek herhangi bir  cisim bulundurmamak önemlidir. Eğer pusula bir arabaya yakınsa, mesela, manyetik iğne  Akünün veya  motorun elektromanyetik alanına girebilir. Araba kullanırken kullanılan pusulalar, üstlerine uygulanan elektriksel etki dolayısıyla düzeltilmelidir. Benzer şekilde,  gemiler de devasa miktarda  çelik ve demir ihtiva ederler, bu da pusulanın doğruluğunu güçlü bir şekilde etkiler.<br />
Pusulalar birçok farklı seviye ve tasarıma sahiptir. Yürüyüşler için kullanılacak basit bir pusula 10-15 lira arasında olacaktır ve bu da tipik hobi yürüyüşleri için ihtiyacı karşılar. Ne var ki, pusula fiyatları aletin yapımına ve yapabileceklerine bağlı olarak yüzlerce liraya kadar çıkabilir. Ayrıca, yürüyüşçüler için tasarlanmış kol  saati biçiminde pusulalar da mevcuttur ve genelde 150 lira civarındadır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.pc-md.com/pusulanin-esaslari/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kuantum Sinir Bilimi</title>
		<link>http://www.pc-md.com/kuantum-sinir-bilimi</link>
		<comments>http://www.pc-md.com/kuantum-sinir-bilimi#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 23 Jan 2010 10:00:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yararli Bilgiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.pc-md.com/kuantum-sinir-bilimi</guid>
		<description><![CDATA[ kuantum  sinir Bilimi
Geçtiğimiz yüz yılın başlarında fizik bilimi, bir takım yeni buluş ve düşünceler ile büyük bir değişimin başlangıçlarını yaşam Aya başladı.  insan düşüncesinde ve  bilimde bir  Devrim  anlamına gelen bu yeni  düşünce, kuantum fiziği adlı yeni bir  bilim alanının doğmasına neden oldu. Kuantum fiziği, yüzyıllardır hakim [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p></p><p><strong> kuantum  sinir Bilimi</strong><br />
Geçtiğimiz yüz yılın başlarında fizik bilimi, bir takım yeni buluş ve düşünceler ile büyük bir değişimin başlangıçlarını yaşam Aya başladı.  insan düşüncesinde ve  bilimde bir  Devrim  anlamına gelen bu yeni  düşünce, kuantum fiziği adlı yeni bir  bilim alanının doğmasına neden oldu. Kuantum fiziği, yüzyıllardır hakim olan belirlenirci (determinist) Newton fiziği&#8217;nin, Evrenin her yerinde geçerli olmadığını, dahası, en temeldeki maddesel örgünün, bilinen fizik  kanunları ile açıklanamayan bir takım farklı kurallara göre işlediğini gösterdi.<br />
Gariptir ki, bilinen fizik yasaları da, bu, henüz hakkında çok temel bilgilere ancak sahip olabildiğimiz kuantum aleminin garip kurallarından çıkmaktaydı.<br />
Kuantum fiziği ve bunu takip eden &#8220;kauntum felsefesi&#8221;,  insanın evreni anlayışında da azımsanamayacak bir değişime yol açtı. Batılı bilim adamlarının önderlik ettiği bu büyük değişimde, insan aklı ‘yeniden’ ölçümlerin kesinsizliği, gözlemciden ayrı bir evrenin var olmayacağı gibi &#8220;eski&#8221; ve modası geçmiş sanılan gerçeklere ulaşm aya başladı. Örneğin, kuantum fiziğinin kurucularından Heisenberg&#8217;in ortaya koyduğu &#8220;Belirsizlik ilkesi (uncertainty principle), insanoğlunun ölçümlerinin ancak belli bir hata p ayı içerisinde  Doğru olabileceğini; ölçümde kesinliğin, teorik olarak imkansız olduğunu göstererek bilim dünyasını alt üst etmişti. Yine kuantum fiziği tarafından ortaya konan &#8220;zamandan bağımsız etkileşimler&#8221; ve  maddenin dalga  yapısı gibi kavramlar, bilimi şimdiye değin hiç karşı karşıya kalmadığı garip bir Alemin kapısında, hayret içinde bakar halde bırakmıştı. Hatta bizzat Heisenberg’in, Kopenhag’da göl kıyısında yaptığı yürüyüşlerde kendi kendisine “ Evren bu kadar garip olabilir mi?” sorusunu sık sık sorduğu rivayet edilir.<br />
Kuantum fiziği, süperiletkenlik,  atom altı parçacıkların tanımlanması gibi bir çok ö nemli buluşun yolunu açarken, o zamana kadar anlaşılamayan bir çok hadiseye de yeni bir pencereden bakma imkanı getirmişti. Bu alanlardan bir tanesi de, özellikle son yıllarda kuantum fiziğindeki görüş ve buluşlardan etkilenen sinirbilimleri oldu.<br />
Bilinen  Evrendeki en karmaşık yapılanma biçimi olan sinir sistemi, klasik  bilimsel paradigmalarla tam olarak anlaşılamayacak derecede karmaşık özellikler sergiler. Sadece sinir  hücreleri ve onların arasındaki  kimyasal haberleşmenin ayrıntılarını ortaya çıkarmaya yönelik yapılan çalışmalar, geçtiğimiz yarım yüzyılda  Beynin işleme mekanizmasını büyük ölçüde aydınlatmış olmasına rağmen, halen sinir sisteminin işleyişiyle ilgili büyük sorular yanıtlanamamış durumdadır. Bu sorular arasında; bilincin doğası, benlik algısının oluşması, sinirsel eşgüdüm (neuronal synchrony) ve “Bağlantı Sorunu (farklı duyusal girdiler nasıl oluyor da tek bir benliğin algıları halinde birleştiriliyorlar?)” gibi temel sorunlar en fazla öne çıkanlarıdır.<br />
Kuantum fiziği alanında yaşanan başdöndürücü gelişmeler, maddenin farklı tezahürlerini araştıran tüm bilim dallarında da ilham verici etkiler yapmaktadır. Sinirbilimleri (neuroscience) alanı da bu ilhamlardan en fazla nasiplenenlerden bir tanesi. Sinir sistemindeki karmaşık  yapının gittikçe daha açık bir biçimde ortaya konmasıyla, sinirsel işl evlerin nasıl olup da üretilebildiği sorunu, çözüleceğine, gittikçe büyümektedir. Son yıllarda, kuantum fiziğindeki bulguları sinirbilimlerinin sürekli genişleyen bilgileriyle harmanlayarak yeni açılımlar getirmeye çalışan kauntum sinirbilimi (veya nörokuantoloji), yeni ve umut vaadeden bir bilim dalı olarak genişlemesini sürdürüyor.<br />
 dünyada kuantum sinirbilimi, öncelikle H. Fröhlich’in  moleküler titreşimlere ilişkin (Fröhlich oscillations) fikirleriyle başlamış, daha yakın zamanlarda ise Nobel ödüllü matematikçi Roger Penrose ile bir  anestezi uzmanı olan Stuart Hammeroff’un ortak çalışmalarıyla (Orch OR kuramı) hızlı bir  Gelişim sürecine girmiş bulunmaktadır. Şu anda halen yoğun olarak hipotez ve kuram aşamasında olan bu yeni bilim dalı, deneysel alanlara  doğru gelişimini sürdürmektedir. Türkiye’de de konuyla ilgili çalışmalar yapan araştırmacılar mevcut. Ayrıca, izmir’de Dr. Sultan Tarlacı’nın editörlüğünde 2002 yılından beri yayınlanan Neuroquantology dergisi, bu dalın önemli isimlerinin birbirinden ilginç çalışmalarıyla dolu ve Türkiye’de yayınlanan önemli bir bilimsel e-dergi. Dergi, Türkiye’de ve dünyada kauntum sinirbilimleri alanındaki teorik ve pratik bilgilerin tartışıldığı ve geliştirildiği önemli platformlardan birisi haline gelmiş durumda.<br />
Kuantum sinirbilimleri sadece beyin araştırmalarını yeni bir yola sokmakla kalmayacak, muhtemelen yakın bir gelecekte geliştirilecek olan kuantum bilgisayarlarının temel çerçevesinin tanımını yapmaya imkan vererek, önemli  teknolojik gelişmelere de yol açabilecek gibi görünüyor. Henüz dünyada ve Türkiye’de gereken ilgiyi görmediğine inandığım bu bilim dalı, sinir sisteminin işleyişi ile ilgili bir çok yeni bulguları ortaya çıkarabilecek ve evreni anlamaktaki yegane aracımız olan beynimiz ve sinir sistemimize yepyeni bir açıdan bakmamızı sağlayabilecek yeni bir bilimsel bakış açısı olarak karşımızda durmakta.<br />
Sonuçlarını yakın bir gelecekte hep birlikte göreceğiz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.pc-md.com/kuantum-sinir-bilimi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hologram Teorisi ve Eşzamanlılık</title>
		<link>http://www.pc-md.com/hologram-teorisi-ve-eszamanlilik</link>
		<comments>http://www.pc-md.com/hologram-teorisi-ve-eszamanlilik#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 23 Jan 2010 10:00:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yararli Bilgiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.pc-md.com/hologram-teorisi-ve-eszamanlilik</guid>
		<description><![CDATA[Hologram Teorisi ve Eşzamanlılık
Beyin Bir Hologramdır Bu tanımlama, görünen  Dünyanın yanlış olduğu  anlamına gelmez; orada bir gerçeklik seviyesinde nesnelerin bulunmadığını göstermez. Bunun anlamı şudur: Bu gerçekliğin arasından geçip, evrene holografik bir sistemle bakacak olursanız, başka bir görüntüye ulaşır, farklı realiteye varırsınız. Ve bu diğer gerçeklik şimdiye dek  bilimsel olarak açıklanamayan şeyleri-par anormal [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p></p><p><strong>Hologram Teorisi ve Eşzamanlılık</strong><br />
Beyin Bir Hologramdır Bu tanımlama, görünen  Dünyanın yanlış olduğu  anlamına gelmez; orada bir gerçeklik seviyesinde nesnelerin bulunmadığını göstermez. Bunun anlamı şudur: Bu gerçekliğin arasından geçip, evrene holografik bir sistemle bakacak olursanız, başka bir görüntüye ulaşır, farklı realiteye varırsınız. Ve bu diğer gerçeklik şimdiye dek  bilimsel olarak açıklanamayan şeyleri-par anormal fenomenleri, eşzamanlılığı, olayların sanki anlamlı gibi görünen karşılaşmalarını-açıklayabilir.<br />
Hologram Teorisi ve Eşzamanlılık<br />
Bohm’u biraz daha araştırma gereği hissettim ama konuya önce Pribram’ın Holografik Modeli ile giriş yapalım. Bakın neler buldum, umarım bu yazıların sonunda bir ekonomist olarak, ünlü ekonomist fıkrasında olduğu gibi size karşıdaki tepeyi göstermem. Bilmeyenler için önce bu fıkr ayı anlatarak başlayayım:<br />
 bilim adamları kaybolurlar, ellerinde bir harita vardır. Ekonomist ‘durun! Ben şimdi nerede olduğumuzu bulurum, merak etmeyin ’ der, biraz hesap yapar, inceler ve şöyle devam eder. ‘Tamam buldum. Şu karşıdaki tepeyi görüyormusunuz? işte hesaplarıma göre şuan tam o tepenin üzerinde bulunuyoruz.’<br />
Pribram’ı holografik modeli biçimlendirmeye yönelten ilk çıkış noktası, anıların beyinde nasıl ve nerede depolanmakta olduğu sorusuydu. Bu gizemle ilgilenmeye başladığı 1940’ların ilk yıllarında anıların beyinde belirli bir yerde yerleşmiş olduğu kanısı egemendi. Kişinin sahip olduğu her anı, örneğin büyük annesini en son gördüğün anın, beyin hücrelerinin belirli bir yerinde bulunduğuna inanılırdı. Bu gibi anı izlerine engramlar deniliy ordu, bir engramın hangi maddeden yapıldığını-bir nöron mu, yoksa  özel bir tür  molekül mü olduğunu – hiç kimse bilmiyordu.<br />
 genç bir nöroşirurji öğrencisi olan Pribram’ın, Penfield’ın enegram kuramından kuşkulanmak için bir nedeni yoktu. Ancak daha sonra düşüncesini tümüyle değiştirmesine neden olan bir şey oldu. Büyük Nöropsikolog Karl Lashley’le çalışm Aya başlamıştı. Lashley hafızadan sorumlu o bir tür bilinmeyen mekanizma üzerinde otuz yıldır kişisel inceleme yapıp, duruyordu ve orada Pribram, Lashley’in çalışmalarının meyvelerine ilk elden tanık oldu. Şaşırtıcı olan, Lashley’in engramın varlığı konusunda hiç bir ipucu elde edememiş olmasınında ötesinde, yaptığı incelemenin, Penfiled’ın tüm bulgularının dayandığı zemini yerle bir etmiş olamasıydı. Lashley’in yaptığı şey, fareleri, örneğin bir labirent içinde koşturmak gibi çeşitli görevleri yerine getirmek üzere eğitmekti.  Farerelerin beyinlerinin çeşitli bölümlerini  ameliyatla çıkarttıktan sonra yine bu deneyleri uyguladı. Amacı, farelerin beyinlerinden labirent içinde koşma yeteneklerinin anılarını kapsayan bölümleri devreden çıkartmaktı. Beyinlerinden hangi oranda parça alırsa alsın,<br />
Anılarını ortadan kaldıramadığını görerek şaşırmıştı. Genellikle farelerin  motor yetenekleri zayıflıyor ve labirentin koridorlarında beceriksizce topallıyorlardı ama beyinlerinin büyük bir bölümü çıkarılmış olsa bile hafızaları inatla tam kalıyordu.<br />
Pribram için bunlar olağanüstü bulgulardı. Eğer hatırlara  Beynin içinde kütüphane raflarında belirli yerlerde bulunan kitaplar gibi özel yerlere sahipse, Lashley’in cerrahi müdaheleleri onlar üzerinde niçin etkisiz kalıyordu? Pirbram’a göre bunun tek nedeni, hatıraların beynin belirli bir bölümünde yerleşmiş olmayıp, tüm beynin içinde bir biçimde yayılmış ya da dağıtılmış durumda oluşuydu. Sorun, bu durumun oluşmasını hangi mekanizma ya da sürecin sağladığı konusunda bir  Düşünce üretilememesiydi.<br />
1960’ın ortalarında, Scientific American dergisinde okuduğu bir makale onu  şimşek gibi çarptı. Bu makale, bir hologram düzeninin nasıl kurulduğunu anlatıyordu. Şaşırtıcı olan yalnızca holografi kavramının kendisi değildi, aynı zamanda Pribram’ın çözmeye çalıştığı bilmeceye bir çözüm sağlıyordu.<br />
Holografinin ort aya çıkamasına neden olan şey girişim diye tanımlanan olgudur. iki ya da daha çok dalga-tıpkı  su dalgaları gibi – birbiri içine geçtiğinde oluşan çapraz çizgili desenlere girişim denir. Örneğin bir havuza bir ç akıl taşı attığınıza suda bir dizi eş merkezli dalgalar oluşur. Ve bunlar kendi dışlarına  Doğru yayılır. Eğer havuza iki taş atacak olursanız, iki dizi dalganın yayılıp, birbirinin içinden geçtiğini görebilirsiniz. Böyle çarpışmanın neden olduğu dalga sırtları ve çukurlarından oluşan karmaşık düzenleme, bir girişim desenidir.<br />
Dalga benzeri her fenomen ışık ve  Radyo dalgaları da dahil bir girişim deseni yaratabilir.  Lazer ışını son derece saf, birbiriyle uyumlu bir ışık türü olduğu için, girişim desenleri yaratma konusunda özellikle başarılıdır.Deyim yerideyse  Lazer, kusursuz bir ç Akıl ve kusursuz bir havuz oluşturur. Sonuçta, bugün bildiğimiz hologramlar ancak  lazerin bulunuşundan sonra oluşturulabilmişleridir.<br />
Bir hologram, tek bir  lazer ışınının iki ayrı ışına ayrılması ile oluşur. ilk ışın, fotografı çekilecek nesneden sektirilir. Sonra ikinci ışın, ilkinin yansıyan ışığıyla çarpıştırılır. Bu durumda ortaya çıkan girişim deseni daha sonra bir film parçalayıcısına kaydedilir.<br />
Çıplak gözle bakıldığında film üzerineki imgenin, fotoğrafı çekilen nesneyle uzaktan yakından hiç bir benzerliği yoktur. Daha çok, havuza atılmış bir avuç çakıl taşının oluşturuğu eş merkezli halkalara benzemektedir. Ancak başka bir lazer ışını (ya da bazan benzer bir parlak ışık kaynağı) filmin içinden geçip, onu aydınlatacak olursa orjinal nesnenin üç boyutlu bir imgesi yeniden ortaya çıkar. Böylece imgelerin üç boyutluluğu genellikle  insanı ürkütecek derecede inandırıcıdır. Bir holografik projeksiyonun çevresinde dolaşabilir ve sanki gerçek bir nesneymiş gibi ona değişik açılardan bakabilirsiniz. Bununla birlikte uzanıp, ona dokunmak isterseniz eliniz görüntünün içinden geçip gider, ancak o  zaman orada gerçekte hiç bir şey olmadığını anlarsınız.<br />
Hologramın tek şaşırtıcı özelliği üç boyutlu oluşu değildir. Üzerine bir  elma imgesi kaydedilmiş bir holografik film parçasını ikiye böler ve ve sonra parçaları  Lazerle aydınlatacak olursak, her iki yarının da elma imgesinin bütününü kapsamakta olduğunu görürüz! Bu yarım filmleri tekrar tekrar bölerek yine aynı işlemi yineleyecek olursak, bütün elma imgesinin en küçük parçanın üzerinde bile (parçalar ufaldıkça imgeler biraz flulaşmakla birlikte) yer aldığını görerek yeniden şaşırabiliriz. normal fotoğrafların tersine, holografik bir film parçasının en ufak parçası, bütün üzerinde kaydedilmiş tüm  bilgileri kapsamaktadır.<br />
Pribram’ı böylesine heyecanlandıran şey de işte hologramın bu özelliğiydi; çünki, hatıraların beyinde belirli bir yerde olmayıp da tüm beynin içine nasıl olup da dağılmış bulunduğuna bir yanıt getiriyordu sonunda. Eğer bir holografik filmin her bir parçası, bütün bir imge yaratabilmek için gereken tüm  Bilgiyi kapsıyorsa, beynin her parçasının da yine aynı biçimde tüm hafızayı hatırlayabilemek için gerekli tüm enformasyonu içermesi mümkündür.<br />
Pribram 1970’lere dek kuramanı doğrulayacak yeterince kanıt birikimin sağlandığı düşüncesindedir. O’nu rahasız etmeye başlayan soru ise şuydu: Eğer beyinlermizdeki gerçeklik görüntüsü aslında bir görüntü değilde, bir hologramsa, bu neyin hologramıydı? Bu sorunun yarattığı açmaz, bir masa başında oturan bir  Grup  insan yerine bir leke halindeki girişim deseniyle karşılaşmaya benzer. Her iki durumda da kişi şu soruyu sormakta haklıdır: Hakiki gerçeklik nedir?  gözlemci tarafından gözlenen ve görünüşe göre olan nesnel  dünya mı, yoksa kamera/beyin tarafından kayıtlanan girişim desenlerinden oluşan leke mi?<br />
Buradaki örnek bana rüyalarımı hatırlattı. Rüyalarınızda kendiniz nasıl hissediyorsunuz? Ben kendimi bir kameraya benzetiyorum. Oradayım ama kendimi görmem, gördüklerim bir  Kameranın gördükleri gibidir. Başka şeyleri gören, rüyaların içinde olan ama asla neye benzediğini bilmediğim ben…Aslında bunu  rüya da iken fark da etmem. Başrolde olan ben; izler, görür, korkar, sevinir, duygular çalışır. Başka oyuncular da vardır, bir kısmı tanınan, bir kısımı tanınmayan. Hiç tanımadığımız birini  rüyamızda gördüğümüzde onu tanımadığımız biliriz. Peki ya  rüyayı gören..? O neden kendisini görmüyor, diğer oyuncuları görürken..?<br />
Pribram, holografik beyin modelinden çıkartılacak  mantıksal önermenin, nesnel gerçekliğin –  kahve fincanları, dağ manzaraları, kara ağaçlar ve masa lambaları dünyasının- belki gerçekte var olmadığı ya da bizim inandığımız  anlamda var olmadığı sonucunu doğuracağını algıladı. Mistiklerin yüz yıllar boyu söyleyip durdukları şey  doğru olabilirmiydi? Gerçeklik bir maya, bir hayal miydi? Oralarda var olan şey gerçekte, tınlayan, engin bir dalga boyları senfonisi, ancak bizim duyumlarımıza ulaştıktan sonra bildiğimiz dünyaya dönüşen bir ‘ frekanslar ülkesi’miydi?<br />
Aradığı çözümümün kendi alanı dışındaki bölgelerde olabileceği düşüncesiyle fizikçi oğluna gidip onun görüşünü almak istedi. Oğlu kendisine David B ohm adındaki fizikçinin çalışmalarına bakmasını öğütledi. Pribram bunu yapınca  Elektrik çarpmışa döndü. Yalnızca sorusunun yanıtını bulmakla kalmadı, aynı zamanda Bohm’un görüşüne göre tüm Evrenin bir hologram olduğunu keşfetti.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.pc-md.com/hologram-teorisi-ve-eszamanlilik/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Alternatif Enerji Kaynakları</title>
		<link>http://www.pc-md.com/alternatif-enerji-kaynaklari</link>
		<comments>http://www.pc-md.com/alternatif-enerji-kaynaklari#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 23 Jan 2010 09:00:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yararli Bilgiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.pc-md.com/alternatif-enerji-kaynaklari</guid>
		<description><![CDATA[Alternatif  enerji Kaynakları
Yirmi yıl önce ham petrolde yaşanan kriz, gelişmiş ülkeleri alternatif enerji kaynaklarını araştırm Aya yöneltmiştir. Gerek  Güneş ve gereksede  rüzgar enerjisinden  Elektrik elde edilmesi üzerine yapılan araştırma ve geliştirme  çalışmaları her iki teknolojiyide günümüzde  Nükleer santraller ile boy ölçüşebilir duruma getirmiştir. Nükleer enerjide araştırma veya geliştirme ağırlıklı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p></p><p><strong>Alternatif  enerji Kaynakları</strong><br />
Yirmi yıl önce ham petrolde yaşanan kriz, gelişmiş ülkeleri alternatif enerji kaynaklarını araştırm Aya yöneltmiştir. Gerek  Güneş ve gereksede  rüzgar enerjisinden  Elektrik elde edilmesi üzerine yapılan araştırma ve geliştirme  çalışmaları her iki teknolojiyide günümüzde  Nükleer santraller ile boy ölçüşebilir duruma getirmiştir. Nükleer enerjide araştırma veya geliştirme ağırlıklı olarak atıklarının depolanması konusunda devam ederken,  Güneş ve rüzgardan  elektrik enerjisinin elde edilmesi hızla gelişmekte, gerek  çevre sağlığını ve gerek  insan sağlığını  olumsuz etkilemediğinden dolayıda tüm  dünyada hızla yayılm aya ve uygulama alanları bulmaya başlamıştır.<br />
En büyük avantajıda ekolojik dengeyi herhangi bir şekilde etkilelemeleridir. Gerçek bir çevre dasotudurlar. Güneş ve rüzgar vede akarsu enerji kaynağı olarak yenilenebilir enerji kaynaklardır. Yani, bu kaynakların  zaman içerisinde herhangi bir şekilde tükenmeleri ve azalmaları söz konu su değildir. Ancak,  kömür,  petrol ve doğal gaz gibi kaynaklar tükenmeye mahkum enerji kaynaklarıdır. Her geçen gün bu kaynaklar azalmaktadır. Tüm  Dünyanın bildiği bir gerçek, en geç yirmi yıl sonra dünyada ham petrol  kaynaklarının tükenme noktasına geleceğidir. Aynı şekilde nükleer  santrallerin temel enerji kaynağı olan uranyum ve thoryum da belirli zaman sonra tükenmeye mahkumdur. Bu kaynakların ömrü 100 yıl olarak tahmin edilmektedir. Gerek uranyum ve gereksede thoryum stratejik birer  madde olmaları bakımından,  Savaş veya siyasi menfaatler söz konusu olduğu taktirde bu maddelere  ambargo veya sınırlama getirilebilir. Kısaca, nükleer enerji aynı zamanda bir bağımlılıktır. Böyle bir durum güneş ve rüzgar vede akarsu için söz konusu olamaz. Bir başka ö nemli nokta şudur; Nükleer santraller 1986 yılından beri hiçbir gelişmiş ülkede kurulmamıştır. Nükleer Santralleri tüm dünyada kurabilicek birkaç tane firma vardır. Türk sanayicisi nükleer santral  teknolojisine yatırım yapamaz ve bu konuda know-how elde etmesi çok zordur. Ancak, güneş ve rüzgar enerjisinden elektrik eldesi ile ilgili olarak hem yatırım yapabilir, hem geliştirebilir hemde insan gücüne dönük geniş iş sahaları açarkende bu teknolojinin ihracatınıda yapabilir.<br />
Nükleer santrallerin güvenliği birinci sır ayı almaktadır. Bu noktada  Göz ardı edilmemesi gereken bir noktada şudur; Ne kadar güvenli yapılırlarsa yapılsınlar, bu  santrallerde çalışan insan hatası önemli bir noktadır. Çünki, nükleer santrallerde meydana gelen kazaların çoğunda insan faktörü etken olmaktadır. Örneğin, 1979 da Harrisburg, 1986 da Tschernobyl nükleer santral kazaları insan hatasına bağlı kazalardır. Nükleer santrallerde radyoaktif ışımanın neden olduğu malzeme yorgunluğunun kesin olarak hesaplanamaması veya belirlenememesi ayrı bir risk faktörüdür (Fellenberg G.). Tschernobyl kazası, malzeme erimesine karşı emniyet payı büyük tutulmasına rağmen, ergimenin oluşmuş olması, nükleer santrallerde büyük tutulan emniyet payının ne kadar güvenilir olduğunuda tartışmaya açmıştır.   Türkiyenin %90 nının  deprem bölgesinde olduğunu göz ardı etmememiz gerekir. Böyle bir nükleer santralin  depremden  zarar görmesi demek,  Türkiye ve komşu ülkeleri için gerçek bir tabiat felaketini oluşturur. Savaş veya terör durumundada hedefler genelde bellidir. Yurt dışından gelen turistler tatillerini güvenli ve sağlıklıkları açısından riziko taşımayan bölge ve ülkeleri seçmektedirler. Hatta, çevreye ö Nem veren ülkeleri tercih etmeleride rol oynamakta. Günümüzde halen nükleer santral atıkları ile ilgili depolama  Problemi çözülememiştir. Yakın bir gelecektede çözülme ihtimalide yok gözüküyor. 1200 MW gücündeki bir nükleer santralin tamamlanması için geçen zamanda önemli bir kriterdir. Ortalama 6-7 yıldır. Aynı güçte rüzgar veya solar- termal bir tesis en geç 2,5 yılda devreye alınabilir.<br />
Nükleer Santrallerin Maliyeti<br />
 Türkiye, 1200 MW gücünde ilk nükleer santralını kurma hazırlığındadır. Yurt dışında kamuoyunun bilinçlenmesi  ve siyasi iktidarların yerinde aldığı kararlar sayesinde 1986 yılından beri hiçbir gelişmiş ülkede nükleer santral kurulmamış ve gündemede gelmemiştir.Günümüzde Nükleer Santrallerin ürettiği elektriğin kilowatt- saati 4 ile 8,5 cent arasında değişmektedir. Bu fiyat ortalamasına işletme ve reel  faiz masrafları dahildir. Ancak, bu fiyata dışsal masraflar, örneğin  sigorta primleri dahil değildir.  fosil kökenli enerji kaynaklarının  kullanılması (kömür, petrol veya doğal gaz gibi) halinde kilowatt saati 4 centi geçmemektedir. Buda nükleer santrallerin nedenli  Ekonomik olmadığının bir kanıtıdır. Siemens  Türkiyede kuracağı Nükleer santrali 6,5 yılda tamamlıyabileceğini bildirmektedir. Yani en erken 2006  yılında tamamlayabilir.<br />
Almanya  ticaret Bakanlığının yaptırdığı bir araştırmada (prognos araştırma enstitüsü), Almanyadaki tek bir nükleer santralin bir  yıllık sigorta priminin 13 milyar USD olduğudur. Bu sigorta primini, Türkiyede kurulması planlanmış Nükleer Santral için değerlendirmek istersek, bu primin 25 milyar Alman Markının çok üstüne çıkacağını görürüz. Çünki, Türkiyenin %90 nı deprem bölgesindedir vede Türkiyede terör riski vardır. Bu iki risk faktörü, yıllık sigorta primini enaz %50 artıracak ve karşımıza yaklaşık 20 milyar USD gibi çarpıcı bir rakkam çıkacaktır. Buda elektriğin kilo-watt  saatini 10 ile 15 cent&#8217;e yükseltecektir. Türkiyede nükleer santral maliyetini yükseltecek diğer bir ol Ayda depreme da Yanıklı olarak kurulma mecburiyetidir. Bu konuda çok detaylı  bilimsel çalışmaların yapılması gereklidir. Ayrıca ortaya çıkan zemin mekaniği analizleri doğrultusunda güvenli tesis için olay sadece fazla demir ve fazla  çimento kullanımıda değildir. Göz ardı edilmemesi gereken diğer bir noktada kurulacak olan nükleer santralin atıklarının nerede depolanacağı vede bu deponun maliyeti ve güvenliğinide sağlamaktır. Nükleer atık deposunun inşası, nükleer atıkların nakliyesi ayrı bir maliyettir. Nükleer atıkların depolanacağı yörenin  halkı bunu kendi bölgelerinde istemiyeceklerdir. Bu konuda yeni tartışmalar kamuoyunun gündemine gelecektir. Yöre halkı istenmiyen bu atıklara karşı resmi veya gayri resmi gösteri yapma yoluna gidebilirler. Tıpkı, Bergamada olduğu gibi.<br />
Nakil hatlarında enerji kayıbı %30 olan bir sisteme 1200 MW lık yeni bir kaynak ilave etmek,  ne  Doğru bir mühendislik nede  doğru bir projelendirmedir. Burada önemli bir noktada şudur; 1200 MW gücündeki nükleer santral interkonnekte sisteme nasıl bağlanacaktır? Bu kadar büyük bir  enerjinin interkonnekte sisteme tek bir noktadan bağlanabilmesi için  ayrıca yeni yüksek enerji nakil hatlarınında kurulması ve mevcut hatlarında kesin olarak yenilenmesi gereklidir. Bu durum yine maliyet artırıcı bir durumdur.<br />
Türkiye de Yenilenebilir Enerji çözüm getirebilir mi<br />
Türkiye alternatif enerji yoluyla enerji darboğazını aşabilirmi Günümüzün alternatif enerji kaynakları, nükleer enerjinin yerini alabilirmi?<br />
Türkiye  nüfusu ve ticari potansiyeli hızla artan bir ülke. Buna bağlı olarakta enerji tüketimide artmaktadır. Bu nedenle Türkiye yeni enerji kaynakları bulmak vede uygulamak zorundadır. Bu uygulamaya geçerkende enerji sektöründe mümkün olduğu kadar bağımsız olmaya önem vermelidir. Bu yıl, kışın ortasında son doğal gaz sıkıntısında ortaya çıkan enerji kısıtlamaları bir ölçüde Türkiyenin bağımlılığını ortaya koymuştur. Türkiye gerçekten coğrafik konumuyla (özellikle  Akdeniz ve Ege sahilleri) yenilenebilir enerji bakımından önemli bir potansiyele sahiptir. Eğer, Türkiye yenilenebilir enerji sektörünü harekete geçirirse, enerji sektöründe bağımsızlığını ilan etmiş olur. Yakın bir gelecektede enerji ithaline ihtiyacı kalmıyacaktır. ilk bakışta bir hayal gibi gözüken bu görüşü  bilinçli yatırım politikalarıyla ve çıkarılacak enerji yasalarıyla gerçekleştirmek kesin olarak mümkündür. Bu konuda atılacak her adım Türkiyenin enerji sektöründe milli bağımsızlığı demektir. Bunun nasıl olabileceğini açıklamadan önce, Türkiyenin bu günki enerji kaynaklarının kullanımın çeşidine kısaca göz atalım.<br />
Kaynaklar Enerji TeraWatt- saat %<br />
Akarsularımız  kömür Doğalgaz<br />
Petrol 35,728,116,6  5,8 41,432,619,3  6,7<br />
Yukarıdaki çizelgeden görüldüğü gibi, zaten Türkiye yenilenebilir enerji kaynaklarından biri olan akar sudan %40 ın üzerinde istifade etmektedir. Şimdi, Türkiyede kurulması planlanan 1200 MW nükleer santralin yerine 1200 MW&#8217;lık yenilenebilir enerji nasıl kurabiliriz? Bu sorunun cevabına geçmeden Türkiyede hangi yenilenebilir enerji kaynakları var onlara kısa bir göz atalım.<br />
Solar (Termal) Enerji<br />
Nedir Solar (termal) enerji<br />
Güneş ışığı ayna düzenekleriyle belirli noktalara odaklanarak yüksek sıcaklıklar elde edilir. Bu şekilde toplanan ısı ile kızgın su buharı elde edilerek, jenaratörleri çevirecek olan türbinler harekete geçirilir. Güneş ışınlarından  Akdeniz bölgesi sahil kesimine bir günde ortalama olarak  5 kW/m2 enerji düşmektedir. Bu değer Almanyanın iki katı ve ispanyaya görede 1,3 daha fazladır. Nükleer santralin kurulacağı Akkuyuya bir yılda 1900 kW/m2 enerji düşmektedir. Bu miktar Solar-termal bir tesis kurmak için yeterlidir. Akdeniz sahil kesimi ile aynı paralelde bulunan Kaliforniyada 350 MW gücünde tesisler mevcuttur.  Mısır hükümeti her yıl aynı sistemle çalışak 150 şer MW gücünde tesislerin kurulması için harekete geçmiş ve ön anlaşmalarını imzalamıştır. Aynı şekilde Girit adasının güneyinde 50 şer MW Solartermal tesilerin kurulması için çalışmalara başlanmıştır. 1200 MW lık solar-termal enerji için gerekli olan alan 20 000 dönümdür. Bu alanı tek bir alanda düşünmemek gerekir. 1200 MW lık tesis parça parça sahil kesimlerinde kurarak enerji nakil hatlarındaki kayıplarda önlenmiş olmaktadır. Porsiyonlar halinde kurulması gerçekten önemli bir avantajdır. Bu tesislerin 24 saat çalışabilmesi için (güneşin olmadığı zamanlarda) hibrid teknoloji ile desdeklemekte mümkündür.  Türk sanayicileri bu tür tesisleri rahatlıkla kurabilirler ve bu teknolojinin ihracatınıda yapabilirler. Bu aynı zamanda Türkiye için önemli bir iş sahası açmak demektir. Halbuki, nükleer santrali tek bir noktada kurmak zorundayız. Buda enerji naklinde büyük kayıplara neden olmaktadır. Solar-termal kaynakların sigortalanması ve güvenirliliği Türkiye açısından ayrı bir avantajdır. Solar termal tesislerin yine en büyük avantajı ham madde bağımsızlığı (bedava güneş) vede çevre dostu olmasıdır (atıksız). Ayrıca, memleketimizin  Döviz rezervleri bu tesislerin kurulmasından dolayı etkilenmiyecektir. Halbuki, nükleer santral  döviz rezervlerimize ağır bir yük getirecek vede olağan üstü miktardada sigorta primi ödemek zorunda kalınacaktır. 1200 MW gücündeki bir nükleer santralin birim fiyatı 7 milyar USD ye mal olurken, aynı güçteki hibrid solar termal santralin birim fiyatı 4 milyar USD olacaktır.Türkiye Solar termal tesisleri için gerek  dünya bankasından gereksede ortak pazar ülkeleri bütçesinden yeteri kadar destek ve subvensiyon alabilir.<br />
Rüzgar Enerjisi<br />
Yenilenebilir enerji kaynaklarından biride rüzgardan elektrik eldesidir. Bu konuda optimize edilmiş  teknolojik standartlara ulaşılmıştır. Özellikle güney Ege ve Trakya bölgelerimiz bu konuda biçilmiş kaftan. Bu bölgelerde yıllık ortalama rüzgar hızı 6 m/s dir. Ege bölgesinde yaz ortalaması 8 m/s dir. Yaz  aylarında  turizm  mevsimi nedeniyle enerji tüketimi artış gösterdiğinden buda uyumlu bir avantajdır. Dünyanın bir çok bölgesinde rüzgar parkları görmekteyiz. 500 kW lık bir rüzgar pervanesinin her türlü kuruluş masrafları ve sigorta primleri vede bağlantıları dahil olmak üzre fiyatı 600.000.- USD dir. Böyle bir üniteden Akkuyudaki nükleeer santrale özdeş bir tesisin kurulması için gerekli olan tüm masraflar 2.2 milyar USD dir. Bu gerçek hiçbir şekilde göz ardı edilmemelidir. Türk Sanayicisi hem solar termal , hemde rüzgar  teknolojisini Türkiyeye transfer edebilecek güçte olup, bu teknolojinin kendisine kazandıracağı deneyim ilede yurt dışında bu tür tesisleri kurdurmak için plan yapan ülkelere malzeme ve teknoloji transferi yapabilir. Kısaca, yenilenebilir enerji teknolijisinin geç kalınmadan memleketimize girmesi sağlanmalıdır.<br />
interkonnekte  Sistem ve Nükleer santral<br />
 Türkiyedeki mevcut enerji nakil hatlarındaki kayıp %30 un üzerindedir. Bu değerin sıfırlanması teknik olarakta mümkün değildir. Ancak, enerji nakil hatlarındaki kayıplar normal olarak %6 ile %8 civarındadır. Türkiye enerji nakil hatlarını yenileyerek bu kayıbını önlemelidir. Bu durum Türkiyenin şu andaki en önde gelen problemidir. Kısaca, ürettiği enerjinin enaz %30 nu interkonnekte sistemlerde kayıp etmesi, çağı yakalamaya çalışan Türkiye için olağan üstü bir standartsızlıktır. Yeni enerji kaynaklarını planlarken öncelikle ve ağırlıklı olarak enerji nakil hatlarınıda yenilemeyi planlamalıdır. Nakil hatlarında enerji kayıbı %30 olan bir sisteme 1200 MW lık yeni bir kaynak ilave etmek,  ne doğru bir mühendislik nede doğru bir projelendirmedir. Burada önemli bir noktada şudur; 1200 MW gücündeki nükleer santral interkonnekte sisteme nasıl bağlanacaktır? Bu kadar büyük bir enerjinin interkonnekte sisteme bağlanabilmesi için  ayrıca yeni yüksek enerji nakil hatlarınında kurulması ve mevcut hatlarında kesin olarak yenilenmesi gereklidir.<br />
insan Sağlığı üzerine<br />
Son yıllarda kurulan Nükleer Santrallerin teknik olarak ne kadar güvenli oldukları vede bu santrallerin çevresinde yaşayan insanlarında sağlıkları üzerine olumsuz etkisinin olamıyacağı savunulmuştur. 14  mart 2001 tarihinde Münih  Çevre Enstitüsü tarafından yapılan araştırmanın sonuçları yayınlandı. Bu araştırma sonuçlarına göre Almanyada Bayer Eyaletinde bulunan Nükleer Santrallerin çevresindeki yerleşim alanlarında yaşayan çocuklarda %40 oranında daha fazla kanser gözlenmiştir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.pc-md.com/alternatif-enerji-kaynaklari/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dalgalar Neden Paralel</title>
		<link>http://www.pc-md.com/dalgalar-neden-paralel</link>
		<comments>http://www.pc-md.com/dalgalar-neden-paralel#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 23 Jan 2010 08:59:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yararli Bilgiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.pc-md.com/dalgalar-neden-paralel</guid>
		<description><![CDATA[Dalgalar Neden Paralel
Deniz kıyısında oturduğunuzda, karşıdan gelen rüzgarın açısı, dalgaların yönleri, deniz kıyısının şekli ne olursa olsun, dalgaların hep kıyıya paralel gelip çarptıklarını görürsünüz. Denizdeki dalgaları  rüzgar oluşturur. Deniz yüzeyine çarpan rüzgar  suyun hareketlenmesini sağlar. Ancak dalgaların sahile arka ark Aya paralel bir şekilde gelip çarpmalarının sebebi rüzgar değildir.
Açık  denizde dalgalar, bizim [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p></p><p><strong>Dalgalar Neden Paralel</strong><br />
Deniz kıyısında oturduğunuzda, karşıdan gelen rüzgarın açısı, dalgaların yönleri, deniz kıyısının şekli ne olursa olsun, dalgaların hep kıyıya paralel gelip çarptıklarını görürsünüz. Denizdeki dalgaları  rüzgar oluşturur. Deniz yüzeyine çarpan rüzgar  suyun hareketlenmesini sağlar. Ancak dalgaların sahile arka ark Aya paralel bir şekilde gelip çarpmalarının sebebi rüzgar değildir.<br />
Açık  denizde dalgalar, bizim sahilden seyrettiklerimiz gibi düzgün değillerdir. Rüzgar bir yönden ve düzgün şekilde esmez.  hava şartlarıyla birlikte karışık yönlerden  su yüzeyine çarpan hava düzensiz dalgalar oluşturur.<br />
Bu düzensiz dalgalar sahile değişik açılarla yaklaşırlar. Sahile yaklaşan dalga, sanki bunu hissetmiş gibi, kırılıp köpürmeden önce aniden yönünü değiştirir ve sahile düzgün paralel çizgiler halinde vurur.<br />
Denizdeki dalgalar bize sadece su üstünde oluşuyorlarmış gibi görünürler. Halbuki dalga hareket ederken, su  altında bir miktar su kütlesi de dalga ile beraber hareket eder. Sualtı belgesellerinde de görüldüğü gibi su altında yüzeye yakın  balıklar dalganın hareket etkisinde kalırlar, suyun altında dalgayla beraber salınıp dururlar. Suyun üstündeki ve  altındaki su  kütleler i hep beraber, bir mani olmadığı sürece, rüzgar ittikçe hareket ederler.<br />
Kıyıya, sığ yerlere yaklaştıkça, dalganın suyun altında kalan kısmı dibe sürtmeye başlar. Dibe değen bu kısmın hızı azalır. Örneğin, sağa  Doğru bir açıyla kıyıya gelen dalganın Önce sol tarafı kıyıya ulaşır ve deniz dibi tarafından frenlenir.<br />
Bisikletle giderken sol ayak yere değdirildiğinde nasıl  bisiklet yavaşlar ve sola dönerse dalga boyunca da aynı şey olur. Dalganın diğer kısımları da aynı derinliğe ulaşıp dibe değdikçe dalga tamamen yüzünü sola yani kıyıya  doğru döndürür. Bu hareket bütün dalga boyunca ve sonra da arkadan gelen dalgalarda devam eder durur.<br />
Kıyıya iyice yaklaşan dalgada alttaki kısım artık hareket edemez. Üstteki kısım çelme takılmış bir  insan gibi kapaklanır ve köpükler oluşur. işte bu nedenle &#8216;U&#8217; şeklindeki bir koyda bile dalgalar her yönde sahile paralel olarak gelip vururlar.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.pc-md.com/dalgalar-neden-paralel/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Havanın Yüksekte Soğuması</title>
		<link>http://www.pc-md.com/havanin-yuksekte-sogumasi</link>
		<comments>http://www.pc-md.com/havanin-yuksekte-sogumasi#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 23 Jan 2010 08:59:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yararli Bilgiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.pc-md.com/havanin-yuksekte-sogumasi</guid>
		<description><![CDATA[ havanın Yüksekte Soğuması
Dünyamızdaki ısının kaynağı  Güneş olduğuna göre ve bir dağın tepesi güneşe daha yakın iken orada  hava niçin daha soğuk oluyor? Öncelikle şunu söyleyelim ki,  Güneş ile  dünya arasındaki mesafeyi düşünürsek, bir dağın tepesine çıkmakla bu mesafedeki azalış çok önemsiz kalır. Güneş dünyamızdan 149,5 milyon kilometre uzakta iken dünyamızdaki [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p></p><p><strong> havanın Yüksekte Soğuması</strong><br />
Dünyamızdaki ısının kaynağı  Güneş olduğuna göre ve bir dağın tepesi güneşe daha yakın iken orada  hava niçin daha soğuk oluyor? Öncelikle şunu söyleyelim ki,  Güneş ile  dünya arasındaki mesafeyi düşünürsek, bir dağın tepesine çıkmakla bu mesafedeki azalış çok önemsiz kalır. Güneş dünyamızdan 149,5 milyon kilometre uzakta iken dünyamızdaki en yüksek dağın yüksekliği 9 kilometreyi bile bulmaz. (Everest: 8.846 metre)<br />
Biz zaten her gün evimizde otururken  Dünyanın kendi çevresinde dönmesinden dolayı, dünyanın çapı kadar, güneşe 12 bin kilometre yaklaşıp uzaklaşıyoruz. Elips şeklindeki yörüngesinde dünya güneşin etrafında dönerken güneşe en fazla yaklaştığı mesafe 147 milyon, en uzaklaştığı mesafe ise 152 milyon kilometredir. Yani dünya zaten bir yıl içinde güneşe 5 milyon kilometre yaklaşıp uzaklaşmaktadır. Bu durum dünyamızdaki ısıyı pek etkilemez, mühim olan ışınların dik gelmesidir.<br />
Güneşin dünyamızda yarattığı  sıcaklık, ışınlarının yeryüzünden  yansıması ile olur. Ondan sonra yükseldikçe  nemli havada her bir kilometrede yaklaşık 6-7 derece düşer. Yani Everest&#8217;in dibi ile tepesi arasında 50 dereceden fazla  sıcaklık farkı olması doğal. Bu sıcaklık düşüşü  Atmosferin birinci katmanına kadar böyle sürüyor. Yani yeryüzünde ısı 25 derece iken 11 kilometre tepemizde -50 dereceye kadar düşüyor. Bundan sonra sıcaklık değişiminin  akıl almaz  Dansı başlıyor.<br />
Atmosferin ikinci tabakası olan ve içinde ozon tabakası da bulunan 11. ve 48. kilometreler arasında hava ısısı bu sefer tam tersi yükseldikçe artıyor, tekrar sıfır dereceye kadar çıkıyor. 48. kilometreyi geçip 3.  Tabak Aya girince ta 88. kilometreye gelene kadar tekrar düşüşe geçiyor. Bu tabakanın sonunda, yani 88. kilometrede -80 derecelere kadar düşüyor. Bundan sonra da sürekli yükselişe geçerek güneşe yaklaştıkça artıyor.<br />
Güneşin yüzeyinden 2 milyon derece  sıcaklıkla çıkan ışığın 149,5 kilometre yol kat ettikten sonra dünyamız yüzeyine yaşayabileceğimiz bir ortamı yaratacak şekilde bu kadar ince ayarla gelmesi  hakikaten inanılmaz.<br />
Yeryüzünde  ısınan havanın yükseldiği doğrudur, ama hava bu enerjisini yükselirken harcar ve dağın tepesine ulaştığında  çevre hava ısısı ile aynı ısı derecesine gelir. dağ tepelerinin soğuk olmasının bir başka nedeni dağ yüzeylerinin şekilleri dolayısıyla güneş ışıklarını dik alamamalarıdır. Bu nedenle Dağların etekleri bile serin olur, burada ısınıp yükselen bir hava tabakası bile oluşamaz. Ayrıca dağdaki kayalarla birlikte kar ve buz da güneş ışınlarını fazla emmez ve çoğunu yansıtırlar.<br />
Yeryüzünün ısınmasında  bulutlar da önemli rol oynarlar. Dikkat ederseniz bulutsuz geceler,  bulutlu gecelerden daha soğuktur. Çünkü bulutlar yerden gelen ısıyı tekrar yere yansıtırlar. Dağ zirvelerinde ise ne bu sıcaklığı yere tekrar yansıtacak bulut vardır, ne de onu tutacak yoğunlukta atmosfer.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.pc-md.com/havanin-yuksekte-sogumasi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

